Bir yandan popüler kültür ikonları üzerinde uyuşturucu operasyonu, tek tek teşhir edilerek devam ederken, diğer yandan mahallesinde uyuşturucu satılmasından muzdarip bir halkın, polisin kayıtsızlığından dem vurması elbette manidardı. Zira uyuşturucu, uyanığı uyutmak için kullanılmazsa neden kullanılsın ki?

Yukarıda bahsi geçen konu, Gülsuyu Çetesi’nin 25 Temmuzdan bu yana mahallede estirdiği terördü. Daha doğru bir ifade ile, devletin dolaylı terörüydü. Haber kaynaklarında olayın daha çok bölgede artan uyuşturucu satışına yönelik bir tepki olduğu belirtiliyor. Sadece bu değil, aynı zamanda tepkinin, bölgede yapılması planlanan kentsel dönüşüme karşı olduğu da ifade ediliyor. Daha da önemlisi bölgede sol güçlüdür.

Düşkünlük

Sol’un güçlülüğü, bölgede sınıfsal bilincin yüksek oluşundan değil, geleneksel bağın güçlü oluşundan kaynaklanıyor. Bölgede, Fatsa türünden komün yaşam tarzı olduğundan değil, politik direncin yüksek oluşu bir anlamda Gülsuyu’nda estirilen terörün nedeniydi. Gerek Gülsuyu gerekse Gazi Mahallesi vb. bölgede oturan toplumun ait olduğu sınıfsal ve kültürel aidiyet, bir yönüyle getto niteliği taşır. Bu ve benzeri yerlerde yaşayan insanlar, sadece sınıfsal değil, kültürel olarak da dışlanmış ve ötekileştirilmiş olarak görürler kendilerini. Sol ise buradaki durumu (birikmiş öfkeyi) kontrol etmeye çalışır. Her ne kadar görünürde bölge halkının isyanı sol bir renk taşıyormuş gibi görünse de, bu durum bölge halkının sınıfsal bir karakteri olduğunu göstermiyor. Çünkü sol, kavgada sadece öncülük ediyor.

Yalnız her ne olursa olsun, bugün yaşananlar, bölge insanının isyanını, inadını ve direncini kırmak için yapılıyor. Bugün kapitalist devlet, kendisine karşı potansiyel tehlike arz eden bir toplumu, direncini kırarak, ahlaklarını bozarak paralize eder. Toplumu düşkünleştirmeye çalışır. Düşkünlükse, bir insanın ahlaki ve kültürel yönüyle alçalmasını ifade eder. Düşkün, yoksul olduğu için düşkündür. Yalnız düşkünün, düşkünlüğü sadece sınıfının en alt tabakasında oluşundan değil. Aynı zamanda düşkün, ahlakını yitirmiş olmasıyla da biliniyor. Tarihte bilinen anlamıyla düşkünlük, genellikle avare, aylak, hırsız, fuhuş yapan biri olarak tarif ediliyor. Gençliğin düşkünleşmesi içinse içki ve uyuşturucu gibi maddeler, tek değilse de önemli bir araçtır. Daha da önemlisi bohem bir yaşam tarzının kapısı, bu türden maddelerle açılır. İçki ve uyuşturucu tüketiminin artışı ile insanın alçalması ve çürümesi kaçınılmaz hale gelir. İçki tüketiminin artışı, günlük yaşamın hatta insani ve toplumsal ilişkilerin birer parçası haline gelişiyle, bohem bir yaşam tarzı karşımıza çıkar. Bohem yaşamla insanın biteviye bir koy vermişlik içinde, kişiliksizleşip, sürüleşmesi, tedrici bir biçimde gerçekleşir. Bu kadar da değil, aynı zamanda içkili mekânlar, “sistemli” bir biçimde artar. Örneğin, Gazi Mahallesinde ortalama alt gelir grubuna mensup bir sınıfın yaşadığı bilinir. Sefalet ücretle hayatını idame ettirmeye çalışan, yoğunlukla emekçi yığınların yaşadığı bir yerde, uzunca bir cadde üzerinde, her on metrede bir eğlence mekânlarının; (türkü) barların, meyhanelerin pıtrak gibi çoğalmasını başka türlü izah edemeyiz.

(Yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için özellikle belirtmek isterim. Bir veya birkaç mahalle örneğinden yola çıkarak, toplumun sadece içkiyle alçalıp, yozlaştığını açıklamaya çalışmıyorum. Hele hele insanın bohem tarafını eleştirip, karşısına püriten bir yaşam tarzını hiç koymuyorum. Sadece yaşadıklarımızdan ibretlik vesikası çıkarıyorum.)

Çete

Çete, devletin gayrı resmi zor aracıdır. Çete, hukuksuz bir devletin, ahlaksız ve yozlaşmış bir düzenin derekesinden türer. Var oluşu, devletin bilgisi dahilinde olduğu gibi, kendince bir hukukla kendisine bir hakimiyet alanı kurar. Varoluş nedeni: devletin kendisine karşı potansiyel tehlike arz eden bir toplumun direncini kırmak, ahlaklarını bozarak, politik insanı paralize etmektir.

Yukarıda ifade edilen, madde temini, yine çeteler eliyle gerçekleşir. Çetelerin sadece toplumu uyutmak için değil, terörize etmek gibi bir misyonu da var. Bu yüzden mahallelerde kavgalar hiç eksik olmaz. Haraç almak, hırsızlık yapmak, uyuşturucu madde satışı, çetelerin başlıca istihdam alanlarıdır. Özellikle son dönemlerde (kentsel dönüşümle birlikte) rantiyelerin işlerini kolaylaştırmak için bölge halkını, göçe zorlamak ve halka tehdit ve saldırıda bulunmak gibi olayları da malum.

Sonuç olarak bir sistemi çökertmek için insanın çürümesi şarttır. Çökmek üzere olan bir düzenle çetelerin eş zamanlı olarak ortaya çıkışı tesadüf sayılamaz. Sovyetlerde olduğu gibi.

Yalçın Küçük'ün, "Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Çözülüşü" kitabında 1987'de perestroyka ve glasnost, politikaları sonrası Sovyet gençliğinin nasıl bozulduğunun örneğini verir. Yalnız bozulmanın önce aydınlarda hissedilmeye başlandığını vurgular, daha sonra bozulmanın, özellikle gençlik üzerinde şiddetiyle hissedildiğini ifade eder.

Kitaptan uzun bir alıntıyı yapmadan, önemle belirtmek istediğim bir nokta var: Sovyet örneği, yukarıda anlatılan Gülsuyu mahallesi örneğinin birebir aynısı değildi. İki örnek arasında sadece bir benzerlik var. Aralarındaki en büyük farksa: Sovyet halkı, karşılaştığı soruna bir başka çeteyle karşılık verirken, Gülsuyu’ndaki bir avuç insan (her şeye rağmen) devrimci bir duruşla karşılık veriyor.

Aktarıyorum:

“Molodoy Kommunist dergisi, 1987 yılına ait ilk sayısında, Beyaz Rusya'da yapılan bir araştırmanın sonuçlarını yayınlıyor; genç insanlar, "fiilen hiç bir politik yayın okumuyorlar" Bunun yerine Sovyet gençleri, "Sovyet yaşamı hakkında yeni gerçekleri ve bilgileri almak için hep yabancı radyo dinliyorlar. Batı radyoları dinlenince ve Sovyet yayınları okunmayınca Batı'daki akımların Sovyet gençleri arasında daha hırslı taklitçiler bulmasına şaşmamak gerekiyor. Tanya Frisby şu bilgileri de veriyor: "Rock müziğin çeşitli biçimleriyle ilgiye göre pek çok grup ortaya çıkıyor; punks, rocker, sistem, zen, heavy metal, break dansı ve diğerlerine göre gruplar kuruluyor. Bunlar kurdukları grubun Batılı ideoluna göre uygun moda 'argo' ve davranış kalıbını benimsiyorlar... Gruplar, caddelere veya mahallelere göre ortaya çıkıyor; her birinin başında "Kral" denilen ve grup üyelerinden daha yaşlı bir reis bulunuyor. Grup mensuplarının çoğu uyuşturucu kullanıyor ve karaborsa ile uğraşıyor. Bunlar olunca da zaman zaman mahalle veya cadde kavgaları görülüyor; eksik olmuyor. Bir zamanlar görmezlikten gelinen Sovyet gençliğinin uyuşturucu kullanımı, artık Komsomolskoya Pravda ve diğer yayınlarda söz konusu ediliyor... Easton, Sovyetler Birliği’nde şimdilik tescilli 48 bin uyuşturucu kullanan bulunduğunu ifade ediyor; bunlar eroin ve afyon kullananlardır. Marijuana, kayıtlara girmiyor. Aksine iddialara karşın, bu Rock grupları faşist eğilimli gençlik gruplarına dönüşüyorlar veya aslında böyle başlıyorlar... Burada kalmıyor: bunların karşısına "Luberı" veya "Afgantsı" denilen bir başka grup çıkıyor. Bunlar kendilerine "Uyanık Çeteler" adını veriyor; resmi makamların, anti- sosyalist ve anti-Sovyet akımlar karşında âcizane bir tepki olarak ortaya çıkıyorlar. Uyanık çeteler, toplumdaki yolsuzluk ve düzensizlikleri bulmayı ve düzeltmeyi üzerlerine alan gençlik gruplarından meydana geliyor... Uyanık çeteler... Robin Hood türünden iyinin yardımcısı ve kötünün de cezası olmaya çalışıyorlar. Bunlardan birisi, "tüm pislikler, hem yasa ve hem de halkın iradesi olan bizi karşısında bulacaktır" diyerek konumlarını netlikle açıklıyor…”