Taşeron çalışma, sermayenin kâr oranlarını korumak ve arttırmak için üretim sureçlerini parçalaması sonucu ortaya çıkmış ve kapitalizmin, emeği sömürme olanaklarını kölelik düzenindeki koşullara uyarlamak için bulunmuş bir yöntemdir. Taşeron uygulamaları ile zora dayalı sermaye birikim rejimi devlet eliyle yasallaştırılmış olur. Böylelikle çalışanların haklarında büyük bir gerileme ve mücadele alanlarında önemli bir engel ortaya çıkar. Taşeron sisteminin acı sonuçları her geçen gün iş kazalarıyla, işten çıkarmalarla daha net görülüyor. Hatta Soma'da yaşanan katliamda olduğu gibi iktidar, felaketten çıkar sağlama maharetiyle taşeron sistemini boyayarak yeniden kabul ettirmeyi amaçlıyor.

Bu yazıda taşeron çalışmanın genel olarak emek sömürüsü üzerindeki etkisine değinmekle birlikte, özellikle nitelikli emek kullanılan alanlarda ki uygulamalarını ve bunların sonuçlarını incelemeye çalışacağız.

Soma'da yaşanan katliamda olduğu gibi iktidar, felaketten çıkar sağlama maharetiyle taşeron sistemini boyayarak yeniden kabul ettirmeyi amaçlıyor.

Türkiye'de hükümet 2007 yılında dünya genelinde ortaya çıkan kapitalist krizin etkilerini azaltmak için bir takım önlemler aldı. Ekonomi resmi rakamlara göre 2007'de hızla küçüldü ve 2007'de bulunduğu hacme tekrar ancak 2010 yılında ulaşabildi. İşsizlik resmi rakamlara göre yüzde 10'dan 14’lere tırmandı. Hükümet bu krizden çıkmak için uygulayacağı politikaları orta vadeli programda ayrıntıları ile belirtti. Bu plan ile devlet, krizden çıkmak için sermayeye yardımcı olacağını; bunu, sermayenin ödemesi gereken emek maliyetlerini kısarak yapacağını belirtmişti. Bu maliyetleri işçilerin omzuna yükleyeceğini, kazanılmış haklarını kırpacağını da "güvenceli esneklik" terimi ile ortaya koymuştu. Varolan istihdam koşullarının sermaye için çok katı olması gerekçesiyle, 2008 yılında taşeron sistemi ile ilgili yeni yasal düzenlemeler yapıldı.

Taşeron sisteminin, bir ekonomik kriz döneminde yeniden düzenlenerek yasal güvenceye kavuşturulması, bu çalışma biçiminin emek açısından ağır sonuçları olacağını göstermeye başlı başına yeter. Bu sonuçlar en başta güvencesizlik, taşeron işçilerin daha düşük ücretlerle daha ağır koşullarda çalışması, iş güvenliği ve işçi sağlığı kurallarının gözetilmeyişi ve giderek artan iş kazalarında ortaya çıkar. Taşeron sisteminin sonucunda aynı işyerinde farklı işverenler için çalışan işçiler arasında ‘asıl-işverenin işçisi’ ve ‘alt-işverenin işçisi’ şeklinde bir hiyerarşik bölünme oluşur. Aynı zaman da işçilerin direnme ve mücadele olanaklarının kısıtlandığı, sendikalaşmanın daha kolay engellendiği görülür. Ayrıca küçük-orta boy firmaların ağırlıkta olduğu Türkiye gibi ülkelerde, iş kapmaya çalışan taşeron firmalar arasındaki sert rekabetin çalışma koşullarını daha da ağırlaştırdığı ortadadır.

Yeni çıkarılacak taşeron düzenlemeleri ile artık herhangi bir ayrım yapılmadan tüm işler başka bir işverenin adına çalışan işçilere yaptırılabilecek. Şimdiki mevzuata göre işçiler hileli çalıştırma (asıl işte çalıştıkları halde taşeron firmada kayıtlı olma) durumlarında yasal haklarını arayabiliyorlardı. Yapılması planlanan düzenlemeler ile hak arama olanakların çoğu ortadan kaldırılıyor. Örneğin 10 yıl taşeronda hileli olarak çalıştırılmış olsanız bile yalnızca bir yıl için haklarınızı aramanız mümkün olacak. Yine daha önceden devletin yürüttüğü denetleme işlevlerinin özel denetleme firmaları tarafından yapılması öngörülüyor. Halihazırda iş müfettişlerinin tespitleri ‘hileli çalışma’ durumunu kanıtlamak için yeterli iken yeni yasa ile bunun tespiti için çalışanın dava açması zorunlu kılınıyor. Yani işçi karşılaştığı haksızlığa itiraz edebilmek için dava masraflarını karşılamak zorunda kalacak.

Nitelikli Emek Açısından Taşeronlaştırma 

Taşeron uygulamalarına yasal güvence getirilmeden önce de teknik iş bölümünün gerektirdiği uzmanlık isteyen işler danışmanlık ve benzeri adlar altında başka şirketlere yaptırılıyordu.

Danışmanlık özellikle nitelikli emek gerektiren alanlarda karşımıza çıkan bir sözcüktür. Her alanda danışmalık adı altında işlerin taşerona verilmesi normal karşılanmakta ve nitelikli emek gerektiren işlerin büyük bölümü taşeronlar tarafından yapılmaktadır. Danışman adı altında çalışan insanların genellikle daha başka koşullarda çalışmaları da normal kabul edilir. Örneğin bazı teknoloji şirketlerinde aynı işi yapan çalışanların bazıları asıl işveren bazıları taşeron tarafında istihdam edilir. Bunların sahip oldukları haklar ve çalışma koşulları birbirinden farklıdır. Bu tür uygulamalar orada çalışanların aralarında yapay bölünmelere neden olur. Kimi zaman danışmanların ayrıcalıklı oldukları, kimi zaman asıl işverende çalışanların daha iyi koşullarda çalıştığı gözlenir. Çalışanlar bu farklılıkları normal karşılarlar. Böylesi bir zeminde tüm çalışanların sorunlarını ortaklaştırması ve bunlar için birlikte mücadele etmesi olanaksızlaşır.

Böylesi bir zeminde tüm çalışanların sorunlarını ortaklaştırması ve bunlar için birlikte mücadele etmesi olanaksızlaşır.

Nitelikli emek kullanılan alanlarda istihdam edilen emek gücü görece daha pahalı olduğundan, maliyeti azaltmak amacıyla taşeronlaştırma yöntemleri kullanılıyor. Örneğin eskiden yalnızca biryerin bilgi ve iletişim ihtiyaçları ile ilgilenen bir teknik eleman, yalnızca bu işleri yapan ayrı işletmelerin kurulması yolu ile şimdi aynı anda birkaç yerin işlerini yaparak daha üretken hale getiriliyor. Böylece bir kişinin maliyeti kullanılarak daha fazla üretkenlik elde ediliyor. Bu sırada bu kişinin yalnızca o konuda uzmanlaşması isteniyor.

Taşeron sisteminin nitelikli emek gerektiren alanlarda oturmasını sağlayan temel etken, işlerin bölünerek projeler biçiminde yürütülmesidir. Aslında bir bütünün parçaları olan işler ayrı projeler olarak tanımlanıp başka taşeronların sorumluluğuna atanır. Bu sayede işlerin aslında bağımlı oldukları unsurlar ile ilişkileri koparılır. Her bir işin belirlenen süre içinde bitirilmesi istenir. Taşeronların işlerini bitiremedikleri durumlarda belirli kurallara bağlı olarak cezalandırılacakları proje başlangıcında belirlenir. Bu durumda çalışanlar projeleri bitirmek pahasına gece gündüz demeden çalışırlar. Taşeron sistemi içinde çalışanların çalışma süreleri hemen hiçbir zaman normal çalışma saatlerine uymaz. Taşeron sistemi çalışma süresinin uzatılmasına ve bu sürelerin denetlenmesinin olanaksızlaştırılmasına yol açar. Aynı iş yerinde çalışıyor olduğunuz halde mesai saatleri taşeronda çalışanlar için tümüyle başka olabilir. Bu sürelerin hesabını tutmak veya herhangi bir itiraz durumunda kanıt elde edebilmek oldukça zordur.

Günümüzde özellikle çokuluslu veya büyük şirketlerde taşeron uygulamaları için ‘outsourcing’ teriminin kullanıldığını duyuyoruz. Bir şirket kendi planlanan etkinlikleri çerçevesinde bir işlevi yerine getiremediğinde, şirket dışından bir kaynak kullanarak bu sorunu çözmeye çalışır. Özetle başka bir şirketten bir işçi kiralar. Bu kiralama anlaşması 6 ay gibi geçici bir süre için olabileceği gibi, belirsiz süreli de olabilir. Her ne kadar süslü bir terim ile adlandırılmaya çalışılsa da 'outsourcing' veya ‘dış kaynak kullanımı’ uygulamalarının doğrudan taşeronlaştırma olduğu ortadadır. Bu yöntem ile aynı iş yerinde aynı işi yapan kişiler farklı firmalarda ve farklı koşullarda çalıştırılırlar. Bu uygulamanın en önemli sorunu 'eşit işe eşit ücret' ilkesine aykırı olmasıdır. Kişilerin farklı koşullarda çalışmalarının normal görülmesi istenir ve yasaya göre de normal görünür. Çünkü kişiler başka firmalarda çalışıyormuş gibi görünmektedirler. Bu durumun aynı fabrikada aynı işi yapan, fakat başka firmalar adına kayıtlı olan işçilerin durumundan bir farkı yoktur.

Kapitalizmde işçinin emek gücünü pazarda özgürce sermayeye sattığı bir mekanizmadan bahsedilir. Taşeron sisteminin dış kaynak kullanımı sağlayan özel istihdam büroları ve kiralık işçilik uygulamalarında işçinin emek gücünü doğrudan satması olanaksızlaşır.

Kapitalizmde işçinin emek gücünü pazarda özgürce sermayeye sattığı bir mekanizmadan bahsedilir. Taşeron sisteminin dış kaynak kullanımı sağlayan özel istihdam büroları ve kiralık işçilik uygulamalarında işçinin emek gücünü doğrudan satması olanaksızlaşır. Böylece özel istihdam büroları tarafından kiralanan işçiler, kiralandıkları şirket tarafından belirlenen yerde ve koşullarda çalışmak zorunda bırakılır. İşçilerin bu çalışma koşulları hakkında herhangi bir söz söyleme olanağı yoktur.

Taşeron uygulamaları ile emek maliyetlerini emekçi aleyhine olacak biçimde azaltan sermaye, genel olarak ortalama emek değeri üzerinde bir azalma yaratır. Bu nedenle taşeronlaştırma ile elde edilen işçilik ücretleri kısa süre içinde genelleşerek taşeronda çalışmayan işçilerin ücret ve özlük haklarında da kötüleşmeye neden olacaktır. Sermaye, kapitalizmin başlangıç dönemlerinde uyguladığı mutlak artı değeri artırma yöntemlerini, taşeronlaştırma aracılığı ile yeniden uygulamaya koymak istemektedir. Taşeron uygulamaları kullanılarak çalışma süreleri uzatılmakta, çalışmaya dair kayıtlar karmaşık hale getirilmekte, çalışma koşulları kötüleşmekte ve aynı işi yapan işçilerin farklı koşullarda çalıştırılması normalleştirilmektedir. Kurallı ve açıkça denetlenebilir çalışma koşulları yerine, kuralsız ve denetimsiz çalışma koşulları getiren taşeron yasasının sermaye sahipleri dışında hiç kimse için kabul edilebilecek bir yanı yoktur. Taşeronda çalışan ve çalışmayan tüm işçilerin bu uygulamalara karşı çıkmaları ve birlikte mücadele edilmesi gereklidir. Mücadele edilmedikçe, bugün başkası için kötü olan çalışma koşulları yarın genelleşerek herkesin çalışma koşulları haline gelecektir.

Görsel : Şeref Akdik'in 1946 tarihli  eskişehir cer atölyesi isimli eseri