Kapitalizm üretim ilişkilerini biçimlendirirken, üretim süreci ve üretim güçleri üzerinde değişiklikler yapar. Çalışanlar için bu değişiklikler üretim güçleri üzerinde sermayenin kurmaya çalıştığı denetim ile görünür hale gelir. Kapitalizmin nitelikli emek gücü üzerinde denetim kurma arzusu, zanaatkarları kapitalist üretim süreci içinde yönetmeye çalıştığı dönemde ortaya çıkar. Kapitalizm İngiltere ve Avrupa’da ortaya çıkmaya başladığı ilk dönemlerde sermaye, ticaret ile uğraşan sermayedarlar elinde birikmeye başlar. Bu ticaret sermayesi üretim konusunda bilgi ve deneyime sahip değildir. Ancak zanaatkarları kullanarak üretim alanına girerler. Fakat zanaatkarın kendi üretim organizasyonu sermayenin isteklerini karşılamaktan uzaktır. Sermaye kullandığı emek gücünün daha hızlı ve daha ucuz hale gelmesini ister. İşte bu eğilim giderek tüm üretim organizasyonunun sermayenin istediği biçimde dönüşmesi sürecini başlatır.

Kapitalizm emek ile nitelik arasındaki bütünsel ilişkiyi zanaatkarlıktan devralmış ve üretim organizasyonunun değiştirirken bu ilişkiyi parçalamıştır. Bu değişim birden bire değil yavaş yavaş gerçekleşir.

Kapitalizmin nitelikli emek gücünü dönüştürmek konusunda genel bir eğilimi var mıdır? Üretim ilişkilerinin gelişimi emeğin nitelikleri üzerinde ne gibi değişikliklere yol açmıştır? Bu değişiklikleri inceleyerek genel bir eğilim olup olmadığını araştıracağız. Bu amaçla üretim sürecinin organizasyonunda köklü değişikliklerin olduğu dönemleri ele alarak, emek ve nitelik ilişkisindeki başat öğeleri bulmaya çalışacağız. Bu bulguların günümüzde nitelikli emek gücünün durumunu anlayabilmek için bir temel oluşturacağını umuyoruz.

Kapitalizm Öncesi

Elbirliği

Kapitalizmin gelişimi sürecinde kurduğu ilk üretim organizasyonu elbirliğidir. Elbirliği işçilerin aynı veya birbiriyle bağlantılı üretim süreçlerinde planlı olarak ve birlikte çalıştıkları sistemdir. Genellikle bu sistemde işçiler aynı işi yaparlar. Örneğin birden çok ayakkabıcı bir sermayedar için ayakkabı üretir. Her bir ayakkabıcı bir ayakkabıyı tek başına üretebilecek bilgi ve beceri sahibidir. Fakat üretimi gerçekleştirmek için gerekli üretim araçları ve hammaddeden yoksundur. Bu nedenle sermaye için çalışmaktadır. Bu ekonomik zorunluluk işçinin iş üzerindeki denetimini yitirmesi ve işi sermaye nasıl istiyor ise one göre yapması ile sonuçlanır. Bu durumda sermaye sahibinin emek üzerinde planlama, denetleme ve yönetme işlevlerini yürütmesi üretim sürecinin gerçekleşebilmesi için zorunludur. İşçi işini kendi başına, başından sonuna yapabilecek tüm yetkinliğe sahip olduğu halde sermayenin denetim ve otoritesini kabul etmek zorundadır.

Manifaktür

Kapitalizm daha fazla ürün elde edebilmek için iş organizasyonunda işbölümü temelli değişikliklere gider. Manifaktür kabaca elbirliğine işbölümünün eklenmiş halidir. Aynı metayı üretmek için iş birbirini izleyen aşamalara bölünür. Zanaatkarlar bu işlemleri yapmak üzere yeniden bir araya getirilirler. Elbirliğinde zanaatkarlıkta olduğu gibi işin tümünü ve en hassas uzmanlık noktalarını bilme zorunluluğu ortadan kalkar. Çünkü bu hassas noktaları bilen zanaatkar artık yalnızca o işleri yapacaktır. Geri kalan parçalardan bir kısmı daha az bilgi ve yetenek gerektiren işler olarak daha düşük nitelikli işçiler tarafından ve bir kısmı da herkesin yapabileceği tümüyle basit el işleri olarak niteliksiz işçiler tarafından gerçekleştirilecektir. Böylece işin her bir parçası başka bir işçi tarafından yapılacak ve bu işçiden yaptığı parça-işte yeniden ve yalnızca o işi yapmak üzere uzmanlaşması istenecektir. Bu tek yönlü ve sınırlı bir uzmanlaşmanın gelişmesine yol açar. Ancak yapılan iş hala bir tür zanaat faaliyetidir ve işçinin hünerlerine bağımlı olmaya devam eder. Ürünün üretildiği parça-işler daha önceden devralınan zanaatkarlık disiplininin kendine özgü parça işlerden oluşmasını zorunlu kılar. Bu nedenle işin tümüyle parçalarına ayrıştırılması, bilimsel olarak analiz edilerek yeniden organize edilmesi sözkonusu değildir. Ancak her işçi yalnızca yaptığı parça üzerinde uzmanlaşmaya ve ömür boyu bu işi yapmaya mahkum olur. Bu sırada, işçiler arasında nitelikli ve niteliksiz olanlar olmak üzere bir ayrım oluşur.

Makineler ve Büyük Sanayii

Üretimde makinelerin kullanılmasıyla birlikte, işçinin üretimdeki rolü giderek zanaatkarlık döneminde işçinin vücudunun bir parçası olarak işlev gören aletlerin durumuna indirgendi: işçi makinenin bir parçasına dönüştü. Makinelerin iş yapma yeteneği başat üretim etkeni olmaya başladı. Manifaktürde işbölümünün üzerine kurulduğu teknik temel ortadan kalktı. Makineler beden ve aklın birlikte etkin olması durumuna son verdi. İşin içeriği ortadan kalktı ve iş sürekli yinelenmesi gereken makina gözetleme veya besleme gibi basit eylemlere dönüştü. Bu sayede üretim sürecinde işçinin sahip olduğu zihinsel yön tümüyle ortadan kalktı. Böylece işçinin yeteneğinin de bir önemi kalmadı. Makinelerin gelişimi daha hünerli işçilerin daha az hünerli olanlarla değiştirilmesini sağladı.

Fabrika sistemi iş yapma alışkanlıklarını değiştirerek sürekli ve düzenli çalışma rejimini ortaya çıkardı. Artık kişiler kendi bağımsız ve düzensiz çalışma alışkanlıklarını makinenin düzenine göre ayarlamak zorundaydı.

Büyük sanayii tarihsel süreç içinde özel bir disiplin altında biriktirilen ve gizlenen bilgileri ortaya çıkardı. Ardından her bir üretim sürecini inceleyerek onu kurucu unsurlarına ayırdı. Bu parçalanma üzerinden teknoloji bilimi ortaya çıktı. Artık üretim ile ilgili sorunlar bilim ve teknoloji yardımıyla çözülür oldu. Böylece kapitalizm üretim sürecinin mevcut biçimini sürekli degiştirilebilir hale getirdi. Bu toplum içindeki işbölümünü de degiştirdi. Artık işçiler işin bir kısmını yapan parça-işçiden, farklı toplumsal işlevleri birinden diğerine kolaylıkla geçerek yapabilen gelişmiş bireylere dönüştürdü. Fabrika sistemi makina için doğmuş ve yetiştirilmiş yeni bir işçi sınıfı doğurdu.

Bunun yanısıra fabrika sistemi makinalarla birlikte gelişen yeni bir kesim daha doğurdu:

“Bu ana sınıfların yanısıra işleri makinelerin tamamını kontrol etmek ve sürekli olarak bunları onarmak olan mühendisler, teknisyenler, marangozlar vb. gibi sayıca önemsiz bir personel yer alır. Bu, kısmen bilimsel eğitim görmüş kısmen zanaatçı olarak yetişmiş kimselerden meydana gelen, diğerleri dışında ve onlara sadece eklenen, daha üstün bir sınıftır. Bu işbölümü, tümüyle teknik bir işbölümüdür.” (Karl Marx, Kapital 1.Cilt, sayfa 402, Yordam Kitap,2011)

İşbölümü ve Bilimsel Yöntem

İşbölümü ve Bilimsel Yönetim İşçiler fabrika sisteminde bir süre çalıştıktan sonra bu sistemin açıklarını keşfederler. Makinaların nasıl çalıştığını, üretim hızının nasıl denetlenebileceğini ve birbirini izleyen süreçlerin nasıl yönetildiğini buldular. Bu bilgileri kendilerine sakladılar ve çalışma ritmini sabitleyerek üretim üzerinde, üretimin içinden gelen bir denetim kurabildiler. Çünkü iş her ne kadar makinaların sürükleyiciliğinde yapılıyor olsa da hala tam olarak parçalanamamış durumdadır. Üretim insan emeğinin amaçlı eylemi olarak ve işçilerin iş üzerindeki tasavvuru sayesinde yürümektedir. Temel olarak işçi yaptığı işle ilgili düşünebilmektedir. Kafa ve kol emeği birliktedir. Bu dönemde çalışma koşulları üzerinden pek çok mücadele yürümektedir. Özellikle çalışma saatlerinin kısaltılması ile ilgili bir takım yönetmelikler oluşmaya başlamıştır. Sermaye fabrika içindeki denetimi kendi tutuğu müfettişler aracılığıyla üretimi sürekli izleyerek, çalışmayı aksatan işçilerin ücretini keserek veya onları işten atarak oluşturur.

Bilimsel yönetim sayesinde sermaye zanaatı işçinin denetimindeki bir süreç olmaktan çıkarıp, kendi denetiminde bir süreç olarak yeniden inşa eder. Bu işbölümü ile yani emek sürecinin çözümlenmesi ve üretimin kurucu ögelerine ayrılması ile başlar. Emek sürecindeki her adım olabildiğince özel bilgi ve eğitimden koparılarak basit emeğe indirgenir. İşçinin geleneksel yöntemlerle kazandığı ustalığın organize ettiği süreçler parçalanarak yönetimin planladığı biçimde yeniden organize edilir. Özellikle Taylor tarafından ortaya konan uygulamalarda, işin yapılış sürecine ilişkin bilgiler işçilerden alınarak üretim, işçilerden bağımsız olarak yeniden planlanır. Bu durumda işçinin işi kavraması, neyi ne için yaptığını düşünmesi gereksizdir. Yalnızca kendisine verilen yönergeleri uygulamakla yükümlüdür. Çünkü üretim, yönetim güçleri tarafından önceden modellenmiş, tüm detayları ile hesaplanmış ve bütün olarak planlanmıştır. Böylece kafa emeği ile kol emeği kesin olarak ayrılmış olur. Bu ayrım kendini üretim ve yönetim ayrımında da ortaya koyar. Bu ayrımla birlikte planlamacı, kontrollör gibi bazı yeni meslekler ortaya çıkar. Bu sürecin ilk aşamalarında üretim sürecini iyi bilen usta işçiler bu mesleklere doğru kayarlar.

Böylece oluşan kafa ve kol emeği arasındaki ayrım işçinin zanaat bilgisine geleneksel yollardan erişmesini olanaksız kılar. İşçinin özerk denetimi elinden alınır. Ustalık yok edilir. Bu süreç ilerleyen zamanlarda çalışan nüfusun emek sürecinin bilgisine erişmesini ortadan kaldırır ve genel olarak toplum ile bilim arasındaki temel bağlar koparılır. Artık emek süreci işçinin yeteneklerine göre değil yönetimin pratiklerine dayanacaktır. Zihinsel kavrayış ile pratik uygulama birbirinden ayrılmıştır. Sermayenin bilgi üzerindeki tekeli, sürecin her adımını ve uygulama tarzını denetlemek için kullanılacaktır.

Planlama

Sermayenin büyüme ve tekelleşme eğilimi bir süre sonra büyük miktarda sermayenin birkaç sermayedar elinde toplanmasını sağlar. Böylece kapitalistin denetim gücü, hem kendi işletmesinde hem de dışında toplumsal düzen üzerindeki etkisi ile üretim araçları ve emekçiler üzerinde artar. Bu güç büyük ölçekli planlar yapmayı olanaklı kılar. Artık bir işletmedeki yalnız üretim değil tüm süreçler planlanabilir hale gelmiştir. Üretim daha büyük ölçekli ve otomasyon temelinde organize edildiğinden ayrıntılı bir planlama gereklidir.Teknolojik yenilikler, dönemsel yüksek karlar sağlamak ve rakip işletmeleri rekabette zorlamak gibi sermaye birikiminde önemli etkilere sahip olduğundan, ayrıca ve ayrıntılı olarak planlanmalıdır. Tüm bu planlama baskısı şirketlerin daha rafine ve bilimsel örgütlenme yöntemleri geliştirmesini zorunlu kılar. Böylece çok daha teknikleşmiş işbölümü geçmişteki yönetim – üretim hiyerarşisinin yerini alır. Üretim ve planlama hiyerarşisi bozularak değişik aşamalarda birbirine karışmış işlevler olarak yeniden ortaya çıkar; bazı yöneticiler ve teknik uzmanlar üretim araçları üzerinde denetim sahibi gibi görünürler. Aslında tüm yönetim işlevi sermayenin elindedir. Fakat süreç çok ayrıntılı olduğundan denetim dağıtılmış gibi görünür. Tüm ayrıntıların kontrol edildiği merkezi bir karar verme yetkisi vardır ve sermayenin elindedir. Ötekiler ya bunların uygulayıcı uzantısıdır veya gerekli bilgileri hazırlamakla yükümlü organlardır.

Bu dönemin bir başka özelliği sermayenin bilimleri kendi amaçları için üretime uygulamasıdır. Teknolojik yenilikler ve bilimsel icatlar üretimi artırarak, maliyeti düşürerek veya daha önce mümkün olmayanları mümkün kılarak, üretimde olağanüstü değişikliklere yol açtığından, sermaye bilimsel araştırma ve teknolojik geliştirme faaliyetlerini kapitalist temelde ayrı bir iş olarak örgütlemiştir. Daha önce bu faaliyetler zanaatkarların denetimi altında idi ve iş ile birlikte yürütülüyorlardı. Sermaye bu işleri yürütmek için ayrı şirketler veya bölümler kurarak yeni uzmanlıklar oluşturdu. Bu yöntem hem bu faaliyetlerin buralarda istihdam edilen ücretli emek tarafından gerçekleştirilmesine yol açar hem de bu tür zihinsel faaliyetleri yürütenler ve bunları doğrudan üretime uygulayanlar arasında bir yakınlaşma doğurur. Bu kişiler bazan aynı kişiler olabilirler. Böylece zihinsel faaliyet ile üretken faaliyet bir başka biçimde bir araya gelir. Bu da bazı alanlarda daha önce olmayan, zihinsel faaliyetler yürütecek entellektüel yeteneklere sahip işçilerin oluşmasına yol açar.

Üretimin bu şekilde organize edilmesi işçilerin mümkün olduğunca bilimsel eğitim almış üreticilerden oluşmasını gerekli kılar. Üniversitelerin başlıca görevi üretim, dolaşım ve planlama işlevleri için gerekli türlü becerilere sahip üreticiler üretmektir.

Ancak sermaye çok sayıda yüksek nitelikli işçi ihtiyacı duymaz. Üretim ve dolaşım süreçlerinde türlü görevleri yerine getirecek özgül niteliklere sahip sınırlı sayıda işçiye ihtiyaç duyar. Aynı zamanda bu tür entellektüel işçilerin çabuk kavrayan, hızlı öğrenen ve sürekli değişen ihitiyaçlara göre çalışma biçim ve ritmini ayarlayabilen işçiler olması gerekir. Çünkü üretim süreci sürekli yeniden yapılandırılmalıdır.

Bu ihtiyaçlar toplumsal bir formasyon olarak biçimlendirildiğinde, toplumda daha fazla kişi bu alanlarda çalışabilmek için gerekli eğitim-öğretim sürecine girer. Böylece ihtiyaç duyulandan daha fazla yetişmiş insan, nitelikli emek gücü olmak amacıyla pazara girer. Bu emek piyasasında doygunluğa yol açar ve daha az nitelik gerektiren işlerin bu emek gücü tarafından yapılması gündeme gelir. Çünkü piyasa mekanizmaları daha nitelikli olanı daha ucuza çalıştırma eğilimindedir. Böylece bir yandan vasıfsızlaşma artar. Öte yandan eğitim ve öğretim sürecinde daha fazla uzmanlaşmak için daha uzun zaman geçirilir. Örneğin yüksek lisans veya doktora programlarını bitirmek, bazı Avrupa ülkelerinde işe girmeyi kolaylaştırıcı bir unsurdur. Eğitimde geçen zamanın uzaması ve uzmanlaşmanın artması bilimler arası uzmanlaşmanın ve iş bölümünün derinleşmesini sağlar. Bu tür bir uzmanlığa sahip kişiler çok dar bir alanda derin bir uzmanlığa sahip olur. Ancak genel üretim süreçlerine ilişkin olarak deneyim ve bilgi sahibi olamazlar.

Sonuç

İncelemeye çalıştığımız süreç içerisinde görüldüğü gibi kapitalizm bir ekonomik sistem ve üretim biçimi olarak gelişirken toplumun yapısını da değiştirmiştir. Öncelikle büyük kitleleri mülksüzleştirir ve onları emek güçlerini satmak zorunda bırakır. Kendi halinde toprağında veya işliğinde çalışmakta olan insanlar artık yeni düzen içinde kendilerine bir yer bulmak zorunda kalır. Kendi düzenleri bir daha geri gelmemek üzere ortadan kalkmıştır. Önlerindeki tek olanak sermayenin denetimi altında ücretli işçi olarak çalışmaktır. Önceden kendi emek güçlerinin ürünlerini mübadele eden insanlar artık yalnızca emek güçlerini sermayenin istediği biçimlerde satarak hayatlarını sürdürebilirler. Sahip oldukları hayat pratikleri değersiz hale gelmiş; gelecek umutları ortadan kalkmaya başlamıştır. Özellikle zanaatkarların toplumsal alanda sahip oldukları ayrıcalık, meta üretiminin artması ve büyük çaplı yeni üretim organizasyonları ile ortadan kalkar. E.P. Thompson “İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu” adlı eserinde zanaatkarların verdiği mücadele ilgili pek çok olayı ayrıntıları ile anlatır. Zanaatkar bu yeni dünyayı ve kurallarını kendi yokoluşu pahasına reddetmektedir :

“(İngiltere’de) 1815 ile 1840 arasında zanaatkarın statüsünün ve hayat standardının tehdit altında ya da kötüleşmekte olduğunu duyumsadığını güvenle söyleyebiliriz. Teknik yenilikler ve ucuz işgücü bolluğu onun durumunu zayıflatmıştır... Kaybedilen prestij, doğrudan ekonomik gerileme, zanaatın kaybedilmesiyle kaybedilen gurur, ustalığa yükselme beklentisinin yok oluşu gibi ideal ve gerçek huzursuzluklar birleşerek onların öfkesini biçimlendirir... Tarım işçisi toprağa özlem duyuyorsa, zanaatkar bağımsızlığın peşinde koşuyordu... Owenci girişimlerin pekçoğu başarısız olduğunda, Londra’lı zanaatkar kendi bağımsızlığı için sonuna kadar mücadele etmeyi sürdürdü: deri, yün ya da kumaş bittiğinde, sokak satıcıları kalabalığına karıştı ve ayakkabı bağcılığı, portakal ya da fındık-fıstık sattı. Londra doğumlu zanaatkar bu hıza çok nadiren karşı koyabiliyordu ve proleter olmak istemiyordu.” (E.P. Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu s.325 – 326, Birikim yayınları,2004)

Kapitalizm çalışma edimini tüm sosyal ve kültürel bileşenlerinden ayırarak, işçiyi sürekli tekrar eden bir düzenin parçası olmaya zorlar. Bu şekilde çalışma askeri bir disiplin altında ve mekanik tekrarlardan oluşan bir dizi basit beceriye indirgenmiş olur. Bu durum sermayenin kapitalizm öncesinde varolan ve her türlü insanın kendi belirlediği çalışma düzenini ortadan kaldırarak yerine kendi denetimini ve kendi kurallarını geçirme arzusunun bir sonucudur. Özellikle fabrika düzeni işçilerin bireysel alışkanlıklarını ve kendi çalışma düzenlerini otomasyon aracılığıyla tümüyle ortadan kaldırma ve yerine makinaların değişmez düzenini koyma eğilimindedir. Bu düzene en çok karşı koyanlar iş üzerindeki denetimlerini bu süreç ile yitirdiklerini bilen vasıflı işçiler ve zanaatkarlardır:

“Üstelik bir işçi ne kadar vasıflıysa o kadar disipline uymayan daha fazla öz iradeli ve ortaya koyduğu düzensizliklerle bütüne büyük zarar verebilecek ve içinde yer aldığı mekanik sistemin bir parçası olmaya daha az uygun bir hale geliyordu. Böylelikle imalatçılar belirli bir el becerisi ve düzenliliği gerektiren herhangi bir süreci becerikli işçinin elinden almak ve onu bir çocuğun bile yapabileceği, kendi kendini düzenleyen bir mekanizmanın içine yerleştirmek istiyorlardı. Dolayısıyla modern imalatçının büyük hedefi, bilimin ve sermayenin işbirliği ile çalışan insanların işini dikkat ve beceri uygulamaya indirgemekti ki, bu özellikle gençlerde hızlı bir şekilde mükemmel bir düzeye çıkarılabiliyordu.” (E.P. Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu s.441, Birikim yayınları,2004)

“Fabrika sistemi insan doğasının değiştirilmesini talep etmektedir; zanaatkarın veya dışarı işçisinin çalışma feveranları o adam makine disiplinine uyana kadar metodize edilmelidir.” (E.P. Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu s.443, Birikim yayınları,2004)

Görüldüğü gibi denetimin tam anlamıyla işletilebilmesi için işçilerin vasıflarından arındırılmaları gerekmiştir. Başlangıç dönemlerinde sermaye işçi üzerindeki denetimini çalışma düzenini baskı aracılığıyla yöneterek sağlar. Bu denetim sermayenin değişik üretim süreçlerini kontrol etmesiyle toplum sathına yayılarak genişler ve her bir üretim sürecinin tüm ayrıntılarının yönetilmesi ile derinleşir. Bu tür bir denetim altında işçi üretim sürecine müdahele edemez. Zaten artık işi bir bütün olarak kavraması olanaksızdır. Çünkü işin yalnızca belirlenmiş bir parçasını yapabilmektedir. Vasıfları itibariyle işe müdahale edebilme bilgi ve yeteneğinde olsa dahi üretim organizasyonu bu tür müdahalelere kapalıdır. Varolan vasıfların derinleştirilmesi veya bir başka konuda yeni vasıflar geliştirilmesi olanaksızdır. Sahip olabileceği vasıflar sermayenin belirlediği gereklilikler ile sınırlandırılmıştır.

Bugün bir meslek eğitimi alarak bu meslek üzerinde çalışan insanların durumu ile 19. yüzyılın zanaatkarlarının yaşadıkları özü itibariyle aynıdır. Kendi işini yapabilme ayrıcalığına erişme veya iyi bir iş bulabilme umudu ile okuyarak doktor, avukat, mühendis, muhasebeci olanlar şimdi işsizlikle karşı karşıya. Halihazırda serbest çalışanlar da giderek artan oranda ücretli işçi olarak çalışmak zorunda kalıyor. Bugünün nitelikli emekgücünü oluşturan bu insanlar her türlü üretim sektoründe sermaye denetimini ağır bir baskı olarak hissediyor. Giderek vasıflarını yitirdiklerini, yaptıkları işin bir saygınlığı olmadığını, iş ile meslekleri arasında derin bir uçurum olduğunu dile getiriyorlar. Sermayenin çalışma sistemini değiştirme hedefinin en görünür sonucu mühendisler ve mühendislik uygulamalarıdır. Yine daha sonraki yönetim ve planlama dönemleri her türden mesleki uzmanlığa ayrıcalıklı bir alan açmıştır. Aslında bu meslek sahipleri zanaatkarların temsil ettiği uzmanlığı sermayenin istediği biçimde ve denetiminde sunan/uygulayan disiplinler olarak ortaya çıkar ve zanaatkarların yerini doldururlar. Bu kesimler yönetim erkinin –sermaye- kendilerine devrettiği görevlerin getirdiği ayrıcalıklara sahip olmuşlar ve hiyerarşik toplum yapısında işçilere göre biraz daha yukarıda bir konum almışlardır. Kuşkusuz bu işbirliği onlara bazı ayrıcalıklar sunmuştur. Fakat bu ayrıcalıklar, daha önce zanaatkarların başına geldiği gibi ortadan kalkmaktadır. Bu süreç onların üzerinde de işçileşme sürecinin ilerlediğini gösteriyor. İşçileşme süreci sabit biçimli, başlayıp bitmiş bir süreç değil; sürekli değişen ve yenilenen, yeniden işletilen bir süreçtir. Bu sürecin emek gücü üzerinde gerçekleştirdiği değişikliklerin başlıca görüngüleri söyle sıralanabilir:

  • Meta üretimi sürecine dahil olma

  • Emek gücünü satarak yaşama

  • Sermaye denetimi altında çalışma

  • İşbölümü organizasyonu içinde toplam işin parçalarından birini yapma

  • Üretim sürecine müdahale edememe ve denetimi yitirme

  • Vasıfların işin bölünmüş halini gerektirdiği boyutla sınırlanması

  • Çalışmanın yoğunlaşması

  • İşi bütünsel olarak kavrama olanaklarının ortadan kalkması

Buradaki ögeler zamanın teknik ve örgütlenme olanaklarının verdiği ölçülerde üretim sürecinin işçiyi olabildiğince insiyatif dışı bırakarak sermaye denetiminde yapılandırılmasına olanak sağlar. Bu sırada bazı işler veya uzmanlıklar bu süreç içinde dokunulmamış veya görece özerk kalmış olabilir. Fakat olanakların değişmesiyle birlikte sermaye hemen o alanları da basitleştirerek genel organizasyonu geliştirme yoluna gider. Böylece her türlü ücretli işçilik sürekli olarak daha basit nitelikli işçiliğe doğru evrilmektedir.

Buraya kadar olan tarihsel süreç içinde eski beceriler ortadan kalkarken, yeni becerilerin ortaya çıktığını görüyoruz. Her aşamada daha önceki nitelikler ortadan kaldırılır ve bölünmeden doğan yeni nitelikler ortaya çıkar. Ancak eski ve yeni beceriler başka kişiler üzerinde nitelik olarak ortaya çıkmaktadır. Geçmişte meslekleri oluşturan nitelik sürekli olarak parçalanmakta ve basit niteliklere dönüştürülmektedir. Bu basit nitelikler işçiler arasında yaygınlık kazanarak, basit emek gücünün niteliklerini genel olarak artırmaktadır. Ancak beraberinde başka uzmanlıklar oluşmaktadır. Bu uzmanlıklar giderek daha az sayıda insan tarafından gerçekleştirilmektedir. Genel olarak bütünsel kavrayış ve üretim sürecine hakim olmak olanaksız hale gelmiştir. Bugün bir uzmanlığı olanlar yakında bu uzmanlığın herkesin sahip olduğu herhangi bir vasıf olduğunu göreceklerdir. Nitelik ve ayrıcalık arasındaki ilişki artık çok hızlı değişmekte ve nitelikler genelleşmektedir. Bu çerçevede meslek sahiplerinin ayrıcalıkları peşine düşmeleri veya emeklerinin kıymetinden dem vurmaları onlara mücadele olanağı sunmayacak, tersine giderek azalan bir zümrenin ayrıcalıklı kalmasına yardımcı olacaktır. 19. yüzyıl zanaatkarları kapitalizmin dünyayı değiştirme girişimlerine örgütlenerek yanıt verdiler. Bugünün meslek sahiplerinin çoğu henüz mesleklerini yüceltme ve emeklerinin kıymetli olduğundan söz etme safhasındalar. Bir kısmı ise bir araya gelerek ortak mücadele olanaklarını araştırmaya başladılar. Marx, nitelikli emeği tanımladığı paragrafın sonuna şöyle bir dipnot koyar:

“Yüksek ve basit emek, nitelikli ve niteliksiz emek arasındaki fark, kısmen sırf hayali, ya da en azından, çoktan gerçekliğini kaybetmiş ve ancak alışkanlık sonucu devam etmekte bulunan bir farka; kısmen işçi sınıfının bazı katmanlarının içinde bulundukları ve kendilerini emek güçlerinin değerlerini diğer işçiler ölçüsünde alabilmekten alıkoyan çaresizliğe dayanır...” (Karl Marx, Kapital 1.Cilt, s.191, 19 nolu dipnot, Yordam Kitap, 2011)

19. yüzyılın zanaatkarı ve işçisi birlikte mücadele ederek bu çaresizlikten kurtuldu. Bugün de aynı yöntemin bu çaresizliği kıracağını düşünüyoruz.

Kaynakça

Bottomore, T., Harris, L., Kiernan, V. G., Miliband, R., 1993, Marksist Düşünce Sözlüğü, İletişim Yayınları, Istanbul

Braverman, H., 2008, Emek ve Tekelci Sermaye, Kalkedon Yayınları, Istanbul

Mandel, E., 2008, Geç Kapitalizm, Versus Kitap, Istanbul

Marx, K., 2011, Kapital 1. Cilt , Yordam Kitap, Istanbul

Thompson, E. P., 2004, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, Birikim Yayınları, Istanbul